6 Aralık 2012 Perşembe

Kitaplara Dair


AKORTSUZ VE GARİP, AHENKLİ SES: ORHAN VELİ

Bugüne değin antolojilerde bir iki öyküsünü okuma şansına eriştiğimiz Orhan Veli öykülerini bir kitapta, topluca görünce keyifle rafa uzandım. Gri tonların hâkim olduğu kapakta Orhan Veli’nin narin yüzü gülümsüyordu. Üstat bir meydan kahvesinde ahşap sandalyeye oturmuş, sol koluyla koltuğunun altına sıkıştırdığı diğer sandalyeyi kendine doğru çekmişti.  Her zamanki gibi ceketli ve kravatlıydı, çıkık alın kemiği, yuvalarına çökmüş gözleri, her gün harflere uzandığını düşlediğim ince uzun parmakları… Çelimsiz görüntüsü yıllar önce okuduğum İşsizlik adlı öyküsündeki aç kahramanı anımsattı bana. Gerçi epeydir Orhan Veli adını duyduğumda şiirleri yerine bu öyküyü anımsar olmuştum ya. İşsizlik adlı keyifli öyküde kurmacanın yan unsuruymuş gibi duran ayrıntı yazar tarafından nasıl da ustalıkla metnin ana bileşeni haline dönüştürülmüştü.  Kitabın içinde yer alan hemen her öyküde açlıktan bahseden öykü kahramanları da ilgi çekici, huysuz, orta halli insanlar arasından seçiliyordu. Orhan Veli şiirlerinde görülen doğa sevgisi öykülerde de okura hissettirilecek kadar canlı, metnin iliğine kemiğine sinmiş.  Bir yazı yazmak istiyordum. Kâğıdı kalemi aldım taraçaya çıktım. Taraça dediğim oturduğum otelin en üst katında. Hava da domuzuna güzel. Ilık bir mart güneşi, iliklerine kadar ısınıyor insan. Böyle havalar, kış sonunda, çok kişileri mesut eder. Doğa onun metinlerinin vazgeçilmezi,  öyle ki kahramanları davranışlarını bahara bağlıyor, güneşli, denizli düşüncelere dalıyor.
Çoğu yazarın yapıtında simgesel bir gönderme yapmak için seçilmeyecek kimi eşyalar -işiniz düşer, bilmediğiniz bir semtte kalırsınız. Yemek zamanı geçmiş, karnınız acıkmıştır, “bir aşçı dükkânı bulsam da iki lokma bir şey yesem” dersiniz. Dolaşırsınız, sağa bakarsınız, sola bakarsınız, yiyecek bir şey göremezsiniz. Dükkânların camekânları, musluklar, testereler, ip yumakları, kurşun borular, tahlisiye simitleri cinsinden mallarla doludur- onun öykülerinde anlatıyı besleyen, meseleyi okura daha bir güçlü ve benzersiz şekilde hissettiren Orhan Veli üslubunu görünür kılar.  Deneme gibi başlayan öyküler acaba hikâye mi yazsam? Hikâyede konunun pek o kadar mühim olmadığını söyleyenler de çıktı. Ama ne olursa olsun, bir vaka lazım. O vakanın bir başı bir sonu olması lazım. Üstelik vaka da, alışılmış bıkılmış vakalardan olmamalı… söyleyişiyle başka bir mecraya sürüklenir. Okura öykünün bir parçasıymış gibi sunduklarını hızla inkâr eder ya da önemsiz bir ayrıntıyı geniş bir alana yayarak okuru şaşırtmayı, keyifle metnin içine tutmayı başarır. Kahramanları canlı, hayatın içinde insanlardır, kederli görünseler de hepten teslim olmamışlar, bir kenara çekilip tek başlarına kalmamışlardır. Hemen hepsi insanların arasına karışmayı, içmeyi sever. Hayatın içinde kalmayı insanlarla birlikte olmaya tercih eden bir halleri vardır. Yalnız, umutsuz kahramanlar yoktur onun öykülerinde.  Orhan Veli benzerine az rastlanır söyleyiş renkleriyle zaman zaman İlhan Durusel’in ironi yüklü mizah anlayışını düşündürse de sözcük ve ayrıntı seçimiyle ondan ayrılıyor. Öyküleri bitirdiğinizde tatlı bir tebessümle yaşama bağlanırken, bugün unutulan kimi sözcüklerle dilin büyüsüne, yolculuğuna tanıklık ediyorsunuz. “Bir ayak atışı vardı övmelere seza.” “ Bazlamalar paralanıyor, peynir tatlılarına uzanılıyor, bakraçtan bardağa şarap dolduruluyordu.” Kitabı kapattığınızda bazlamaları paralayan sıcak, hayat dolu kahramanlarla dopdolusunuzdur.
Kitabın sonuna eklenen Orhan Veli Edebiyat Hakkında Konuşuyor adlı bir röportaj ise onun edebiyatçılara dair düşüncelerinden tutun, divan edebiyatı da dahil birçok konudaki ilgi çekici yorumlarını okura sunuyor.
Şiirleriyle tanıdığımız Orhan Veli, şaşırtıcı güzellikteki öyküleriyle karşımızda. “Cep delik, cepken delik; kol delik, mintan delik; yen delik, kaftan delik; kevgir misin be kardeşlik!” dizelerinin şairi öykülerinde de aynı söyleyiş güzelliğiyle okuru kucaklıyor.  Yapı Kredi Yayınlarının Raşit Çavaş editörlüğünde okurla buluşturduğu “Hoşgör Köftecisi”ni başlı başına bir armağan saymalı öykü severler.


Notos Ekim - Kasım 2012 Sayısı