30 Temmuz 2012 Pazartesi

Kitaplara Dair...


NAHİF DÜNYALARIN GÜÇLÜ SESİ

Amerikan Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Raymond Carver’in yirmi iki öyküden oluşan kitabı “Lütfen sessiz olur musun, lütfen?” adıyla okurlarla buluştu. Can Yayınları’nın “öykü şenliği” sloganı eşliğinde bir dizi kitap basması gerçekten de şenlik coşkusu yarattı okurda. Kirli Gerçekçilik akımının öncülerinden olan yazar günlük hayatın içinden seçip aldığı kirli gerçekleri unutulmaz bir biçemle kazıdı zihnimize.
 Bir söyleşide kısa öyküye yaşamın kedisine dayattığı koşullar yüzünden yöneldiğini söyleyen Carver olduğundan daha değerli kılmaya çalışmaz yaptığı işi, kişiliğindeki bu alçakgönüllü duruş öykülerinde de görülür. Kimilerine göre bu yorum bir yanılgıymış gibi algılansa da samimiyeti etkileyicidir. Kısa öykünün kısıtlı olanakları içinde yarattığı biçemle diğer yazarlardan ayrılmayı başarır. Ölümünün ardından daha da ilgi görür öyküleri, genç yazarların eğildiği adlar arasına girer.
Öykülerine dair bir soruya “Okurda bir beklenti yarattığım ve bu beklentiyi karşılamadığım gerçek” diye yanıt verir.
  Carver öykülerinin işaret ettiği toplu iğne başı gibi küçük bir yara olsa da okura gösterilmek istenen derindeki büyük sancıdır. Sarsıcı olaylar yoktur onun öykülerinde, dil bir cila gibi anlatıyı etkili, görünür kılmak için kullanılır, yazara farklı olanaklar sunan edebi sanatlara neredeyse hiç yanaşılmaz, tıpkı yaşamın içinden seçip aldığı sıradan ayrıntılar gibi öykü bileşenlerini birbirinin önüne geçirmeden nahif bir dünya sunar okura.
Akşam Okulu adlı öyküde “kendi ailenden biri tarafından aldatılmak işte sana gerçek kâbus” cümlesi üzerine oturttuğu anlatısını, sıradanın görünmezliğiyle, taraf olmanın keskin sınırlarında gezinmeden aktarır. Öyle ya günlük koşturmacanın içinde hepimiz birer “kör”e dönüşmez miyiz?  Öykü anlatıcısının derinleşmiş kırgınlığı önemsiz bir mesele yüzünden açık edilir. Alıştıklarımızın, her gün tekrar ettiklerimizin arasında mıdır derindeki karanlığın izi. Yaşamın toplamı onulmaz yaralar açmıştır da içimize, onu görünür kılmak incecik bir sızıya mı bırakılmıştır. Evet, Carver ‘in öykülerinde onu görünür kılmak incecik bir sızıya bırakılmıştır. Peki, bunları görmek ayrı bir göz geliştirmeyi gerektirir mi? Onun kahramanları bu göze sahiptir ve yaralarını teslim olmuş, vazgeçmiş bir edayla okura gösterirler. O ince sızıyı okura bulaştırdıktan sonra dönüp giderler sıradanın içine,  aynı hayata karışırlar. Parçaları birleştirmek okura kalır, mutsuzluğun uzaktan göründüğü kadar anlık olmadığını hemen hisseder okur, yazarın becerisi de buradadır. Işıltılı sahneler kurmadan, sarsıcı olaylar anlatmadan yapar tüm bunları.
“Lütfen sessiz olur musun, lütfen?” adlı kitapta yer alan öykülerde yoksunlukların, yoklukların, kadın- erkek ilişkilerinin, insanlık durumlarının, gençlik duygularının ağırbaşlı bir tutumla öykü dünyasına taşındığına tanıklık eder okur. Kiminde zaten işsiz olan bir adama elektrik süpürgesi satabilmek için eve girmenin yolarını arayan bir satıcının dramı; kiminde karısı tarafından aldatıldığını düşünen adamın, insan olmanın büyülü sınırlarında dolaşışı; kiminde yalnızca geçim sıkıntısı yüzünden çekilen acılar, kiminde ilk gençlik yıllarına özgü cinsel açlık ve yabancılaşmaya ortaklık ederiz. Bir öyküsünde de okura tatlı bir oyunda eşlik ederek “Bunu anlatmak, doğru anlatmak için bir Tolstoy gerek” dedirtir kahramanına. Kimi durumların yazarların gözünden daha doğru anlatıldığına bir övgüdür bu cümle, bir yanıyla cümleyi kurdurttuğu karakterin kişiliğini açık ederken bir yanıyla sevdiği yazarı selamlar Carver. Yine aynı öyküde “yazarları bilirsiniz…”dedi Mrs Morgan, Paula’ya “abartmayı severler…”“Kalemin gücü”  dedirtir. Keskin çıkışlar yer bulamaz Carver’in yazın dünyasında, bir eliyle var ettiğini diğer eliyle yıkıverir, çoğunluk, bu kafa karışıklığı öğretilmişe aşina okuru uyanık tutmanın yollarından biridir, sızı hissettirilse de varılan sonlar pek de öyle alışılmış değildir.
Carver okumak adına yaşam dediğimiz o büyük bilinmezin göstermeden içimizden eksilttiklerine bakmak, nahif bir dünyanın parçası kılınarak da güçlü sesler çıkarabilmek, ayrıntıların kurduğu sarsıcı sonlara ulaşmak, bir yazarın kalbini sevmeyi öğrenmek ve “Tanrım, bize yardım eder misin, Tanrım?” diyenlerin seslerini duymaktır.  

 Bu yazı Notos Haziran Temmuz 2012  sayısında yayımlanmıştır.