18 Mart 2016 Cuma

Denemeler


USUL YAPILAN BİR İŞTİR YAZMAK

 Öykü yazmaya başladığım ilk günlerde, bir çırpıda sona ulaşmak isteyen, aceleci bir yanım vardı. Kendimi dinlemeyi, aykırı metinler okumayı, yaza-ata ilerlemeyi, yazdığım metni bir kenara bırakıp yeniden bakmayı öğrenmemle bu aceleci tutum azaldı. Usul işmiş yazmak. Bildiklerin ve bilemediklerinle; okuyup unuttuklarınla, eksiltip çoğalttıklarınla yapılan usul bir iş. Geçen gün bir toplantıda; sen yazarsın, bir iki şey karalarsın hemen şuracıkta, denildiğinde şaşırdım. Ne söylemem gerektiğini bilemedim. Bir yanıyla, herhangi bir meseleyi sözcüklerle anlatma işinde usta olduğum düşünülüyordu elbette bu sözlerle, bir yanıyla da yazının -okurun ilgisine sunulacak yetkinlikte bir yazının- daha çok emek işi olduğu görmezden geliniyordu. “Daha çok emektir yazı” diyerek gülümsedim, bir yol açmaktı amacım. Bilemiyorum başardım mı? Yazmak gerçekten emek işi. Kurmaca bir metni özgün bir dille, kendi ışığınla yoğurarak yaratabilmek, senden önce yazılmış olanları okuyup sindirmiş olmakla becerilebiliyor ancak. Yaratıcı yazın daha çok yetenek işiymiş gibi görünse de ilk itkinin ateşleyicisi, yazma edimine karşı bizi kıvrak ve arzulu kılan şey sanırım, yetenek. Yazmaya okuyarak başlandığını düşünüyorum, daha da ileri gidip iyi okur olmanın yenilikçi bir yazar olmayı sağladığını söylüyorum. Tutkulu bir okur en az bir kez kurmaca metin yazmak için kalemi eline alır, hevesle. Asıl hesaplaşma o ân başlar. Devam edebilenler yazıya emek vermek, boza-çize, okuya- yaza yol almak zorunda olduklarını sezer bir süre sonra. İyi okurların hepsi yazar olur, demek istemiyorum elbette ama her yazar kitaplarla hemhâl olmuş iyi okur mertebesine ulaşmış olmalıdır bana kalırsa. Aksi takdirde ne yazılır, nasıl yazılır, yazabilmek nasıl öğrenilir ki? Sarsıcı başlangıçlar, kuşatan, öykünmemize yol açan yazı kalkışmaları nasıl olur? 

Örneğin yazarları vardır o iyi okurların, o yazarların kitaplarını ellerine aldıkça yazma cesareti kazanır, satırlar arasında gezindikçe oturdukları yerde silkinip bir iki şey karalamak isterler küçük not defterlerine. İçlerinde uyumakta olan bir şeyi uyandırır sanki o kitaplar, karanlığa gömülü bir odayı saniyeler içinde yalayarak geçen ışıktır sözcük dizgeleri. Yazarken izlenecek yolları, bir meselenin yalnızca atmosfer kurularak da anlatabileceğini, kurmacanın gizli matematiğini, dilin sonsuz varyasyonlu bir bahçe olduğunu, gündelik hayatta defalarca kullanılan sözcüklerin bambaşka bir dizgede yer aldığında nasıl da derinlere işlediğini duyumsamanızı sağlarlar.  

Yazmak, yaşamı, insan olma durumunu anlamaya çalışarak ilerlenen bir yolsa, bu yolda kendi dilimizi ararken koynumuzda saklı birkaç büyülü metnimiz, adını mıh gibi aklımızda tuttuğumuz yazarlar olmalı mutlaka. Ne zaman tıkansa kalemimiz ya da ruhumuz bir kuytuya çekilip elimizi usulca koynumuza sokmak için.

Onat Kutlar’ ın Yunus adlı öyküsünü okuduktan sonra incelikle kurulan atmosferin her şey demek olduğunu nasıl bilmez insan? Sözcüklerle çizilen kasvetli kasaba evinin, kahramanlarla harmanlanan hikâyesi okuru iliklerine kadar kedere boğarken, bu irkiltici kaleme nasıl hayran olmaz? “Hatta içimdeki bütün o boşluk kuyularının anlam kazandığını, bir varlığa dönüştüğünü duyar gibi oluyorum” diyen bir çocuğun, geceyi ölümle denk tutan bakışına ve sonunda o ölümle yüzleşmesine… Bu kısacık, birkaç sayfada anlatılıp bitirilmesine rağmen okuru derinden sarsan anlatıma bakıp nasıl şaşırmaz yazı heveslileri? Taş avluda tıkırdayan takunya sesini, ahırda kişneyen atı nasıl duymaz? Dışarda artan ayazın pencereye çizdiği zambakları, sobalı evlerde yaşamış biri nasıl birden bire anımsamaz?  Yazmanın usul iş olduğunu ta içinde nasıl hissetmez? Zulasına Yunus’u atanlar, sık sık o öyküyü gizledikleri yerden çıkarıp okuyacaklardır. Bir yazarın sırrına ermek isterseniz, üşenmeyin; onun metinlerini alıp aynısını yazın boş bir kâğıda, yazdıkça yazdıkça onun kaleminin sırrına erişme ihtimaliniz var, diyen büyüğümün sözleri sıkça kulaklarımda çınlar. Birgün erinmeyip Yunus’u yazacağım baştan sona, defalarca, yazı çoğunlukla emektir, okumakla başlayan usul yapılan bir iştir demek için. Ne dersiniz?

*Onat Kutlar, İshak, YKY, Eylül 2009, s45

Bu yazı Dünyanın Öyküsü Dergisi'nde yayımlanmıştır.